Dört büyük hak mezheb biri olan Şafi’î mezhebinin imâmı, reisidir. Tebe-i tâbi’îndendir. Üsûl ilmini kurdu. İsmi Muhammed olup, nesebi şöyledir: Muhammed bin İdrîs bin Abbâs bin Osman bin Şafi’ bin Sâib bin Ubeyd bin Abdülyezîd bin Hâşim bin Müttalib bin Abdümenâfdır. Künyesi, Ebû Abdullah’dır. Soyu Kureyş kabilesinden olup, hem anne, hem de baba tarafından, Peygamber efendimizin (aleyhisselâm) soyu ile birleşmektedir. Annesi, Hazret-i Hasen soyundan olup serîfedir. Annesi, Hazret-i Hasen soyundan olup şerîfedir. Annesi tarafından soyu; Fâtıma binti Abdullah el-Mahud bin Hasen el-Müsennâ bin Hasen bin Ali bin Ebî Tâlib’e dayanır. Peygamberimizin üçüncü dedesi olan Abdümenâf, İmâm-ı Şafiî’nin dokuzuncu dedesidir. Resûlullahın dedelerinden olan Hâşim, İmâm-ı Şafiî’nin sekizinci dedesi olan Hâşimin amcasıdır. Beşinci dedesi Sâib, Bedr gazâsında düşman ordusunda idi. Sonra oğlu Şâfi’ ile Sahâbî oldular. Dördüncü dedesi, Kureyş kabîlesinden ve Eshâb-ı kirâmdan olduğu için, Şâfi’î adı ile meşhûr olmuştur. 150 (m. 767) senesinde Gazze’de doğdu. 204 (m. 820)’de Mısır’da bir Cum’a gecesi 54 yaşında iken vefât etti. Kabri Kurâfe kabristanlığında büyük bir türbe içindedir.

Vera’, takvâ ve salâhda eşi yok idi. İlmi pek derin, idrâki ve muhâkemesi çok kuvvetli idi. Allahü teâlânın âyetlerinden bir âyet idi. İmâm-ı Ahmedin hocasıdır. (Nâsır-üs-sünne) [dînin yardımcısı] lakabını aldı. Dört sene gibi kısa bir zamanda yeni bir mezheb getirmesi, bir hârika oldu. Hâl tercümesini (hayatını) ve üstünlüğünü anlatan kırkdan fazla kitâb yazılmıştır. Hadîs, fıkh, lügat ve edebiyyâtda çok yükseldi. Bütün ilmlerde zemânının bir dânesi oldu. Vera’, takvâ ve salâhda eşi yok idi.

Muhammed bin Hakem der ki; İmâm-ı Şafi’înin annesi ona hâmile iken şöyle bir rüyâ gördü: Müşteri yıldızı karnından çıktı. Her belde ve şehre ondan bir parça düştü. Rüyâsını tâbir için bir âlime gitti. O âlim de; Senin karnından büyük bir âlim çıkar, dedi.”

İmâm-ı Şafiî, henüz beşikte iken babası vefât etmişti. Annesi onu iki yaşında, asıl memleketleri olan Mekke’ye götürdü. Orada büyüdü. Altı yaşında iken mektebe gitmeye başladı. Zâhide bir annesi vardı. İnsanlar emânetlerini ona bırakırlardı. Yedi yaşında hâfız oldu, Kur’ân-ı kerîmi ezberledi. Bundan sonra ilim öğrenmeye başladı.

İmâm-ı Şafiî daha küçük yaşta iken Mekke’de bulunan zamanın meşhûr âlimlerinin derslerine ve sohbetlerine devam etmeye başlamıştır. Kendisi, ilim öğrenmeye başladığı bu ilk günleri için şöyle anlatmıştı: “Kur’ân-ı kerîmi ezberledikten sonra devamlı Mescid-i harama gidip, fıkıh ve hadîs âlimlerinden pek çok istifâde ettim. Fakat çok fakîr idik. Bir yaprak kâğıt almaya bile gücümüz yoktu. Derslerimi ve öğrendiğim mes’eleleri yazmakta çok sıkıntı çekerdim, kemik parçaları üzerine yazardım.”

İmâm-ı Şafi’î küçükken fakir idi. İlim öğrenmek için hocaya gönderdikleri zaman, hocaya para vermek için yanında metelik olmazdı. Bunun için hocası da ona az öğretirdi. Fakat her ne zaman hocası, başka bir çocuğa bir şey öğretse imâm da derhâl o sözü alıp ezberlerdi. Hocası başka bir yere gitse, imâm ezberleyip öğrendiklerini diğer çocuklara öğretirdi. Bir müddet sonra hocası gördü ki, Şafi’înin çocuklara öğretmekdeki tesiri kendisinden daha çoktur. Şafi’îden istediği paranın bunun yanında hiç kaldığını görüp, bundan sonra ondan para istemekden vazgeçti.

İmâm-ı Şafiî, Mekke’deki bu ilk tahsilinden sonra Arapçanın inceliklerini ve edebiyatını öğrenmek için, çöllük ve dağlık bir bölgede yaşayan Hüzeyl kabilesinin arasına gitti. Orada da bilgisini ilerletip, ok atmayı öğrendi. Bu husûsta da şöyle anlatmıştır: “Ben Mekke’den çıktım. Hüzeyl kabilesinin yaşayışını ve dilini öğrendim. Bu kabile de, Arapların dil bakımından en fasîhi idi. Onlarla birlikte gezdim, dolaştım, ok atmayı öğrendim. Mekke’ye döndüğüm zaman, bir çok rivâyet ve edebiyat bilgilerine sahip olmuştum.”

İmâm-ı Şafiî daha on yaşında iken, o zamanın en meşhûr âlimi İmâm-ı Mâlik’in “Muvattâ” adlı hadîs kitabını, dokuz gecede ezberlemiştir. Gençliğinin ilk yıllarında kendini tamamen ilme verip, Mekke’deki Süfyân bin Uyeyne, Müslim bin Hâlid ez-Zencî gibi fakîh ve muhaddislerden ilim tahsil etti. Hadîs, fıkıh, lügat ve edebiyatta çok yükseldi. Mekkeli gençler arasında, ilimde parmakla gösterilen bir dereceye ulaştı.

Onüç yaşında iken, Harem-i şerîfde “Bana istediğinizi sorunuz?” derdi. Henüz 15 yaşlarında ilk önce İmâm-ı a’zamın talebesi olan Ebû Yûsuf’dan fıkıh ve hadîs ilminde ders aldı. Bundan sonra da üç sene Huşeym’in derslerine devam etmiş, ondan hadîs-i şerîf dinlemiştir. Kendisi “Huşeym’den işittiğim herşeyi ezberledim” demiştir. Onbeş yaşında, fetvâ vermeğe başladı.

20 yaşlarında Medîne-i münevvereye giderek, imâm-ı Mâlik’den ilim ve feyz aldı. İmâm-ı Şafiî hazretlerinin tahsilinde en önemli safha, İmâm-ı Mâlik’e talebe olmasıyla başlamıştır. Mekke’den Medîne’ye gidip, İmâm-ı Mâlik’den ders almasını şöyle anlatmıştır: “İlk zamanlar Mekke’de, Müslim bin Hâlid’den fıkıh öğrendim. O sırada Medîne’de bulunan Mâlik bin Enes’in büyüklüğünü ve müslümanların imâmı olduğunu işittim. Kalbime geldi ki: Onun yanına gideyim, talebesi olayım. Sonra onun meşhûr eseri olan “Muvattâ”nın bir nüshasını, Mekke’de birinden tekrar geri vermek üzere alıp ezberledim. Mekke vâlisine gidip, birini Medîne vâlisine birisini de Müslim bin Enes’e vermek üzere iki mektûb alıp Medîne’ye gittim. Medîne’ye varınca, Medîne vâlisine gidip ona âit olan mektûbu verdim ve Medîne vâlisi ile birlikte İmâm-ı Mâlik’in yanına gittik, İmâm-ı Mâlik dışarı çıktı. Uzun boylu ve gayet heybetli bir görünüşü vardı. Medîne vâlisi, Mekke vâlisinin gönderdiği mektûbu İmâm’a takdim etti. Mektûpta, “Muhammed bin İdrîs, annesi tarafından şerefli bir kimsedir. Ve hâli şöyle şöyledir...” diye yazılı olan kısmı okuyunca; “Sübhânallah! Resûlullahın (aleyhisselâm) ilmi şöyle mi oldu ki, mektûb ile yazılıp, sorulup, talep olunur.” dedi. Ben de durumumu ve ilim öğrenmek istediğimi anlattım. Sözlerimi dinledikten sonra bana baktı. Adın nedir, dedi. Muhammed’dir, dedim. Ey Muhammed, dedi, ileride büyük bir şânın olacak. Allahü teâlâ senin kalbine bir nûr vermiştir. Onu ma’siyyetle söndürme! Yarın birisi ile gel, sana Muvattâ’yı okusun buyurdu. Ben de onu ezberledim, ezberden okurum, dedim. Ertesi gün İmâm-ı Mâlik’e gelip okumağa başladım. Her ne zaman, imâm-ı üzme korkusundan okumağı bırakmak istesem, benim güzel okumam onu hayretler içerisinde bırakır, ey genç daha oku, derdi. Kısa zamanda Muvattâ’yı bitirdim.”

İmâm-ı Şafiî, İmâm-ı Mâlik’in yanına geldiği zaman, yirmi yaşlarında bulunuyordu. İmâm-ı Mâlik onu himâyesine alıp, dokuz yıl müddetle ilim öğretti. 179 senesinde İmâm-ı Mâlik vefât edince Mekke’ye döndü.

İlimde yüksek bir dereceye ulaşan İmâm-ı Şafiî Mekke’ye dönünce, oraya gelen Yemen vâlisi, onu Yemen’e götürüp kadılık vazîfesi verdi. Beş yıl kadar bu görevi yaptıktan sonra, 185’de Bağdâd’a giderek, ilmini ilerletmek için, İmâm-ı a’zamın talebesi olan İmâm-ı Muhammed’den ders almaya başladı. İmâm-ı Muhammed onu kendi himâyesine alıp, yazmış olduğu kitaplarını okutmak sûretiyle, Irak’ta tedvin edilen fıkıh ilmini ve Irak’ta meşhûr olan rivâyetleri öğretti. İmâm-ı Şafiî’nin dul olan annesi İmâm-ı Muhammed ile evlendi. İmâm-ı Muhammed vefât edince kitapları İmâm-ı Şafiî’ye miras kaldı. İmâm-ı Şafiî böylece onun ilminden ve kitablarından çok istifâde etmiştir. İmâm-ı Şafiî bu husûsta şöyle demiştir: “İlimde ve diğer dünyâ işlerinde, İmâm-ı Muhammed kadar bana kimse faydalı olmamıştır. Yemîn ederim ki, fıkıh bilgim, imâm-ı Muhammedin kitâblarını okumakla arttı. Fıkıh bilgisini derinleştirmek istiyen, Ebû Hanîfenin talebesi ile beraber bulunsun.” Bir kerre de; “Bütün müslümanlar, İmâm-ı a’zamın ev halkı, çoluk çocuğu gibidir” buyurdu. Yâni, bir adam, çoluk çocuğunun nafakasını kazandığı gibi, İmâm-ı a’zam da, insanların, işlerinde muhtaç oldukları din bilgilerini meydana çıkarmağı kendi üzerine almış, herkesi güç bir şeyden kurtarmıştır.

Ebû Ubeyd şöyle demiştir: İmâm-ı Şafiî’den duydum, buyurdu ki: “İmâm-ı Muhammed’den öğrendiğim mes’elelerle ve ilimle, bir deve yükü kitap yazdım. Eğer o olmasaydı ilim kapısının eşiğinde kalmıştım. Bütün insanlar ilimde, Irak âlimlerinin, Irak âlimleri de Kûfe âlimlerinin çocuklarıdır. Onlar da, Ebû Hanîfe’nin çocuklarıdır.” Yâni bir babanın çocukları için lâzım olan nafakayı kazanıp, çocuklarını beslemesi gibi, Ebû Hanîfe de, kendinden sonrakileri böylece ilimle beslemiş ve doyurmuştur, İmâm-ı Şafiî ayrıca, Selîm-i Râî’nin sohbetine kavuşup, vilâyet (evliyâlık) makamlarına da kavuştu.

İmâm-ı Şafiî, Bağdâd’da İmâm-ı Muhammed’den aldığı dersleri tamamlayıp, 187’de hac için Mekke’ye döndü. Burada bir müddet inceleme ve araştırmalar yapıp, ayrıca talebelere ders verdi. Bilhassa hac aylarında çeşitli İslâm beldelerinden gelen ilim adamları ondan ilim öğrenirlerdi. Mekke’deki bu ikâmeti, dokuz yıl kadar sürdü. Sonra 198’de tekrar Bağdâd’a gitti. Bu sırada Bağdâd, İslâm âleminin önemli bir ilim merkezi idi. Burada bulunan âlimler, İmâm-ı Şafiî’ye hürmet göstermiş ve ilim talebeleri onun etrâfında toplanmıştır. Bağdâd âlimleri de ondan ders almışlardır. Daha önce Mekke’de İmâm-ı Şafiî ile görüşen ve ondan hadîs dinleyen Ahmed bin Hanbel de ona talebe olmuş, onun üstünlüğüne hayran kalmıştır. Yine İmâm-ı Şafiî ile emsal olan İshâk bin Râheveyh ve benzerleri ondan ilim tahsil etmiştir. Herkes onun dersine koşuyor ve verdiği fetvâlara hayran kalıyordu. Ders ve fetvâ vermekte uyguladığı usûl, geniş olarak açıkladığı istinbat (kaynaklardan hüküm çıkarma) usûlü olan, usûl-i fıkıh ilmi idi. O buna göre açıklamalarda bulunuyordu.

Güzel ve açık konuşması, ifâde ve izah tarzı, münâzara kuvveti ve tesîr bakımından çok güçlü idi. İmâm-ı Şafiî Bağdâd’da bulunduğu sırada (el-Kitâb-ül-Bağdâdiyye) adını verdiği eserini yazdı. İmâm-ı Şafiî, 195’de ikinci defa Bağdâd’a gitti, iki sene kaldı. Bağdâd’daki siyâsî ve fikrî kargaşalıklar sebebiyle 195’de Tekrar Mekke’ye döndü. 199’da Mısır’a gitti. Ömrünün sonuna kadar burada ilim öğretip talebe yetiştirdi ve fetvâ verdi.

İmâm-ı Şafiî’nin üstün şahsiyetine ve yüksek ilmine hayranlık duyarak, ondan ders alıp ilim öğrenen talebelerinden bir kısmı şunlardır: Ahmed bin Hanbel, İshâk bin Râheveyh, ez-Za’ferânî, Ebû Sevr İbrâhîm bin Hâlid, Ebû İbrâhîm Müzenî, Rebî’ bin Süleymân-ı Murâdî gibi bir çok âlim. Daha sonraki asırlarda, Şafiî mezhebinde yetişmiş âlimlerden meşhûr olanlardan ba’zıları da şunlardır: Hadîs âlimlerinden İmâm-ı Nesâî, kelâm (akâid) âlimlerinden Ebü’l-Hasen-i Eş’arî, İmâm-ı Mâverdî, İmâm-ı Nevevî, İmâm-ül-Haremeyn Abdülmelik bin Abdullah, İmâm-ı Gazâlî, İbn-i Hâcer-i Mekkî... Kaffâl-ı Kebîr, İbn-i Sübkî, İmâm-ı Süyûtî vb. İmâm-ı Nesâî’nin (Sünen)’i meşhûrdur.

İmâm-ı Eş’arî, Ehl-i sünnet i’tikâdının iki imâmından birisi olup hocalarının zinciri İmâm-ı Şafiî’ye ulaşır.

İlimdeki üstünlüğü: İmâm-ı Şafiî ilim, zühd, ma’rifet, zekâ, hafıza ve neseb bakımlarından zamanındaki âlimlerin en üstünü idi. İlimde mutlak müctehid derecesine ulaşan İmâm-ı Şafiî (rahmetullahi aleyh), tasavvufda da yüksek derece sahibi idi. Akıllı, keskin zekâlı ve kuvvetli bir hafızaya sâhib olup, güzel ahlâk ile ahlâklanmıştı.

Üçyüzbin hadîs-i şerîfi ezbere bilen ve Hanbelî mezhebinin kurucusu olan İmâm-ı Ahmed bin Hanbel, ondan ders almağa gelirdi. Çok kimse, İmâm-ı Ahmed’e, “Siz de büyük bir âlim iken, onun karşısında nasıl oturuyorsunuz, ondan niçin ders alıyorsunuz?” dediklerinde, “Bizim ezberlediklerimizin mânâlarını o biliyor. Eğer onu görmeseydim, ilmin kapısında kalacaktım. O, dünyâyı aydınlatan bir güneştir, rûhlara gıdadır” derdi. Bir kere de, “Fıkıh kapısı kapanmıştı. Allahü teâlâ, bu kapıyı, kullarına İmâm-ı Şafiî ile tekrar açtı” dedi. Bir kerre de, “İslâmiyete, şimdi Şafiî’den daha çok hizmet eden birini bilmiyorum” dedi. İmâm-ı Ahmed, yine buyurdu ki: “Allahü teâlâ her yüzyılda bir âlim yaratır, benim dînimi, herkese onun ile öğretir” hadîs-i şerîfinde bildirilen âlim, İmâm-ı Şafiî’dir. Hadîs-i şerîfte; “Kureyş’e sövmeyiniz. Zîrâ Kureyşli bir âlim, yeryüzünü ilimle doldurur” buyuruldu. İslâm âlimleri bu hadîs-i şerîf, İmâm-ı Şafiî’nin geleceğini bildirmiştir, demişlerdir.

Ahmed bin Hanbel’in oğlu Abdullah, babasının İmâm-ı Şafiî’ye çok duâ ettiğini görerek, sebebini sorunca: “Oğlum, İmâm-ı Şafiî’nin insanlar arasındaki yeri, gökteki güneş gibidir. O, rûhların şifâsıdır” demiştir. Bir seferinde de; "Eline kalem kâğıt alan herkesin imâm-ı Şafi’î'ye şükran borcu vardır" demiştir.

Ebü’l-Kâsım bin Selâm, “Nice âlim ve fazîletli kimselerle görüştüm. Şafiî hazretleri gibi âlim ve fâdıl bir kimse görmedim” demiştir.

İbn-i Uyeyne’ye İmâm-ı Şafiî’nin vefât haberi ulaşınca, şöyle demiştir: “Eğer o vefât ettiyse, zamanın en fazîletlisi vefât etmiştir.”

İmâm-ı Şafiî hazretlerinin rivâyet ettiği hadîs-i şerîfler, Sahîh-i Müslim’de, Sünen-i Ebî Dâvûd, Sünen-i Tirmizî, Sünen-i Nesâî, Sünen-i İbni Mâce ve Sahîh-i Buhârî’nin ta’likâtında yer almıştır.

Kendisinden Müslim bin Hâlid ez-Zencir, Mâlik bin Esed, İbrâhîm bin Sa’d, Sa’îd bin Sâlim, Abdülvehhâb es-Sakafî, İbn-i Aliyye, İbn-i Uyeyne ve diğer hadîs âlimleridir. İmâm-ı Şafiî’den de Ahmed bin Hanbel, Süleymân bin Dâvûd el-Hâşimî, Ebû Bekir Abdullah bin Zübeyr el-Hamidî, İbrâhîm bin Münzir, Ebû Sevr İbrâhîm bin Hâlid, Ebû Ya’kûb, Yûsuf bin Yahyâ ve diğer birçok zât hadîs-i şerîf rivâyet etmişlerdir.

İmâm-ı Şafiî’nin rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden biri şudur: “Kendisine yumuşaklık verilen kimseye, dünyâ ve âhıret iyilikleri verilmiştir. Yumuşaklıktan mahrûm olan kimse, dünyâ ve âhıret iyiliklerinden, mahrûm olur.”

Şafiî mezhebinin reîsi olan İmâm-ı Şafiî, usûl-i fıkıh ilmindeki mes’eleleri ilk defa tasnif edip, kitaba yazan kimsedir. Bu ilimdeki eserinin adı “er-Risâle fil-usûl”dür.

Şafiî mezhebi; Hanefî mezhebinden sonra en çok yayılan bir mezhebdir. Hanefî mezhebinden sonra en çok mensubu bulunan Şâfiî mezhebi, İmâm-ı Şâfiî hayattayken Mekke, Medîne ve Filistin’de yaşayan Müslümanlar arasında yayıldı. Şimdi Mısır, Mekke, Medîne’de, Endonezya’da, Aden’de, Filistin’de, Dağıstan’da, Azerbaycan’da ve Semerkant’da, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da ve diğer yerlerde yayılmıştır.

Ömrünün sonuna kadar ilmini ve mezhebini Mısır’da da yaymak suretiyle İslâma hizmet edip, 204 (m. 820) senesinde elli dört yaşındayken bir Cumâ gecesi vefât etti. Kâhire’de el-Mukattam dağının eteğinde Kurâfe kabristanına defn edildi.

Daha sonra kabri üzerine bir türbe yapılmıştır. Türbesinin üzerinde bulunan şimdiki muhteşem kubbe, Eyyûbî sultanlarından el-Melik el-Kâim tarafından; 608 (m. 1211) yılında yapılmıştır. Selahaddîn Eyyûbî tarafından da, türbesinin yanına büyük bir medrese yaptırılmıştır.

İmâm-ı Şafiî hazretleri son nefeslerini vermek üzere iken, hâlini sordular. “Dünyâdan göçüyorum. Artık ondan ayrılıyorum. Ümit şerbetini içiyorum. Kerîm olan Rabbime gidiyorum” buyurdu.

Vefâtı İslâm âlemi için büyük bir kayıp oldu. Duyulduğu her yerde, derin üzüntü ve gözyaşları ile karşılandı. Kabri kazılırken etrâfa misk kokusu yayıldı. Orada bulunanlar bu kokunun tesîrinde kalıp, kendilerinden geçtiler. Vefâtından uzun zaman sonra Bağdâd’a götürülmek istendi. Kabri kazılırken de yine misk kokusu yayıldı. Kazmakdan vaz geçdiler.

Şafiî mezhebinin hükümlerini anlatan pek çok kitap yazılmıştır. Bunlar arasında en meşhûrları İbn-i Hâcer-i Mekkî hazretlerinin yazdığı “Tuhfet-ül-muhtâc” haşiyesi, “Muhtasar-ı Müzenî”, “Mugn-il-muhtâc” ve İmâm-ı Nevevî’nin yazdığı “Minhâc” adlı eseridir.

Eserleri: Ömrünü ilim öğrenmek, öğretmek ve eser yazmak sûretiyle, İslâmiyete hizmet yoluna sarf eden İmâm-ı Şâfiî hazretlerinin pekçok kıymetli eseri vardır:

1. El-Ümm: Fıkıh ilmine dâir olup, İmâm-ı Şafiî’nin ictihâd ederek bildirdiği mes’eleleri içine alan bir eserdir. Yedi cild hâlinde basılmıştır.

2. Kitâb’üs-Sünen ve’l-Müsned: Hadîs ilmine dâirdir.

3. Er-Risâle fi’l-usûl: Usûl-i fıkha dâirdir. Usûl-i fıkhın kitap hâlinde yazıldığı ilk eserdir. Matbûdur.

4. El-Mebsût. 5. Ahkâm-ül-Kur’ân. Matbûdur. 6. İhtilâf-ül-hadîs. 7. Müsned-üş-Şâfiî. Matbûdur. 8. El-Mevâris. 9. El-Emâli el-Kübrâ. 10. El-İmlâ’es-Sagîr. 11. Edeb-ül-kâdî. 12. Fedâil-i Kureyş. 13. El-Eşribe. 14.Es-Sebkû ve’r-remyü. 15. İsbât-ün-Nübüvve ve Redd-i ale’l-berâhime gibi eserleri ve dîvânı vardır.

İmâm-ı Şâfiî’nin menkıbeleri ve güzel sözleri çok olup Menâkıb-ı İmâm-ı Şâfiî adlı kitapta ve diğer kitaplarda uzun anlatılmıştır.

Süfyân-ı Sevrî şöyle demiştir: “İmâm-ı Şafiî’nin aklı, zamanındaki insanların yarısının akılları toplamından fazladır.”

Abdullah-ı Ensârî buyurdu ki: “İmâm-ı Şafiî’yi çok severim. Çünkü, evliyâlıkta hangi makama baksam, onu herkesin önünde görüyorum.”

Rebî’ bin Haysem diyor ki, “Rü’yada, Âdem aleyhisselâmı ölmüş gördüm. Zamanımızın en büyük âlimi vefât edecekdir dediler. Çünki, âyet-i kerîmede, ilmin Âdem aleyhisselâmın hâssası olduğu bildirildi. Birkaç gün sonra, imâm-ı Şâfi’î vefât etdi.”

Az yer, az uyurdu. “On altı senedir, doyasıya yemek yemedim” buyurdu. Sebebi sorulunca, “Çok yemek bedene ağırlık verir, kalbi zayıflatır, anlayışı, idrâki azaltır, çok uyku getirir ve böylece insanı ibâdetten alıkor. Kulluğun başı az yemektir” buyurmuştu.

İmâm-ı Şafiî’nin siması, gayet güzel ve sevimli idi. Üstün bir zekâya ve kabiliyete sâhib idi. Peygamber efendimizin (aleyhisselâm) sünnetine son derece riâyet ederdi. İlmi, tevâzusu, heybet ve vekarı ile kalblere tesîr ederdi. Kur’ân-ı kerîm okurken dinleyenler kendinden geçerdi.

Orta hâlli giyinirdi. Heybetli bir görünüşü vardı. O bakarken, yanındakiler su dahi içemezlerdi. Yüzüğünde, “el-bereketüfil-kanâ’ati” (Bereket, kanâat etmektedir) yazılı idi.

Kendisi anlatır: Çocukluk zamanında, Mekke’de rüyâmda Peygamber efendimizi gördüm. Tam bir heybetle Mescid-i harâm’da insanlara imâmlık yapıyorlardı. Namaz bitince yanlarına gidip, bana da ilim öğretiniz, dedim. Bunun üzerine kaftanının altından bir terazi çıkarıp: Bu senin içindir, buyurup bana hediye ettiler. Bu rüyâmı tâbir ettirdim. Dediler ki: “Sen, ilimde imâm olursun ve sünnet üzere olursun. Terazi ise, hakîkat-ı Muhammediyyeye kavuşacağına alâmettir.”

“Bir gün rüyâmda, Hazret-i Ali efendimizi gördüm. Parmağından yüzüğünü çıkardı, parmağıma taktı. Bu hareketi, kendi ilminin ve Resûlullahın ilminin bana geçmesi alâmeti idi.”

İmâm-ı Şafiî, altı yaşında iken mektebe gitmeye başladı. Zahide bir annesi vardı. İnsanlar emânetlerini ona bırakırlardı. Bir gün iki kişi gelip, bir bohça verdiler. Daha sonra biri gelip bohçayı istedi. Gelene bohçayı verdi. Biraz sonra diğeri gelip, bohçayı istedi. Bohçanın arkadaşına verildiğini söyleyince: “Biz ikimiz beraber gelmeyince bohçayı vermeyin demiştik. Bohçayı niçin verdiniz?” dedi.

Annesi üzüldü. O sırada İmâm-ı Şafiî geldi. Annesinin üzüntülü olduğunu görünce sebebini sordu. Annesi olanları anlattı. Bunun üzerine annesine:

“Sen üzülme ben şimdi bohçayı isteyenle konuşurum” dedi.

Bohçayı isteyen şahsın yanına gelip dedi ki:

“Sizin bohçanız olduğu yerde durmaktadır. Git arkadaşını getir.”

Adam aldığı cevap karşısında şaşırıp, geri dönüp gitti. Bir daha da gelmedi.

İmâm-ı Şafiî hazretleri, dîn-i İslama hizmet uğrunda tükettiği hayatının son anlarını, Kur’ân-ı kerîmi dinleyerek geçirmiştir. Ömrünün sonuna kadar her gün bir hatim olmak üzere, ayda otuz hatim okurdu. Ramazan-ı şerîfte ise gece ve gündüz birer hatim olmak üzere, altmış hatim okurdu.

Şâfiî hazretleri hikmetli sözleri ve gönül alıcı nasîhatleriyle insanların kurtuluşlarına vesîle oldu. İmâm-ı Şafiî hazretlerinin kıymetli sözlerinden ve nasîhatlerinden bir kısmı şunlardır: Buyurdu ki:

“Dünyâda zahid ol, dünyâ malına bağlanma! Âhıreti isteyici ol, onun için çalış! Her işinde Allahü teâlâyı hatırla. Böyle yaparsan, kurtulmuşlardan olursun. Ruhsat ve tevîller ile uğraşan âlimlerden fayda gelmez.”

“İnsanları tamamen râzı ve memnun etmek çok zordur. Bir kimsenin; bütün insanları kendinden hoşnut etmesi mümkün değildir. Bunun için kul, dâima Rabbini râzı etmeye bakmalı, ihlâs sahibi olmalıdır.”

“İlmi, kibirlenmek, kendini büyük görmek için isteyenlerden hiçbiri felah bulmuş değildir. Ama ilmi; tevâzu için, âlimlere ve insanlara hizmet için isteyen, elbette felah bulur, kurtulur.”

“İlim, ezber edilen şey değil, ezber edilen şeyden temîn edilen faydadır.”

“Kendisine faydası olmayanın, başkasına da faydası yoktur.”

“Dünyâ sevgisi ile Allah sevgisini bir arada toplarım iddiasında bulunmak, yalandır.”

“Dünyayı ve Yaradanını bir arada sevdiğini söyleyen kimse yalancıdır.”

Contact

You can use our contact form below for all your requests and wishes. It is important that you fill out our form completely in order to help you.

Instagram'da Takip Edin!

Telif Hakkı 2021 My Beloved Prophet.