Ehl-i sünnetin iki itikâd imâmından birincisidir. İslâm tarihinde eşine az rastlanan büyük bir âlimdir. Tefsir, kelâm ve fıkıh âlimi. Kelâm ilminde, akâidde müctehid idi. Ehl-i sünneti, mu’tezileye karşı pek mükemmel müdâfâa etmişdir. Kelâm sahasında otorite kabul edilmiştir. Dolayısıyla müfessir ve fakih özelliğinden daha çok kelâm boyutuyla öne çıkmıştır.

Ebû Mensûr-i Mâtürîdî’nin adı, Muhammed’dir. Babasının adı, Muhammed ve dedesinin adı da Muhammed’dir. Bir rivâyete göre dedesinin ismi Mahmûd’dur. Künyesi, Ebû Mensûr’dur. Kendisine; İmâm-ül-mütekellimîn, Şeyh-ul-İmâm, A'lâm-ül-hüdâ, İmâm-ül-hüdâ, İmâm-üz-Zâhid, Reiss-üs-Sünne, Musahhihu Akâid-ül-Müslimîn ve Mehdiy-ül-Ümmet gibi lakaplar verilmiştir. 238 (m. 852) yılında doğduğu tahmin edilmektedir. Doğum yeri Semerkand’ın Mâtürid nâhiyesidir, Mâveraünnehir’de yaşadı. 333 (m. 944)’de Semerkand’da vefât etti. Babasıını, dedesinin ve üçbinden fazla âlimin ve şehrin önde gelenlerinin medfun olduğu, ilim hazinesi ismi ile de anılan Câkardîze Mezarlığı'na defnedildi.

Talebesi, Hakîm Semerkandî mezar taşına şu ibareyi yazdırttı: "Burası bütün hayatını ilme adayan, gücünü ilmin yaygınlaşması ve öğretilmesi yolunda tüketen, din yolundaki eserleri hayırla anılan ve ömrünün meyvelerini devşiren kişinin mezarıdır.”

Ancak Sovyetler Birliği döneminde Cakardize mezarlığı 1920’den sonra, ciddi anlamda tahrip edildi. Ruslar, 1940’larda Cakardize Kabristânını yahûdîlere tahsîs ettiler, onlar da mezârları yıkıp yerlerine ev ve bahçe yaptılar, kitâbeleri ve kabir taşlarını kırıp inşaatlarda kullandılar. Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra, kabrin bulunduğu yeri satın alan başka bir yahûdî orayı eğlence yeri yaptı. 1416 [m. 1996] senesinde, İstanbul’dan gelen İhlâs şirketi, bu çirkin hâli görünce, türbenin bulunduğu bahçeyi ve evi satın alarak bu çirkinliğe son verdi. İlkönce mahalle eşrafından bir Özbek adına dernek kuruldu. Eylül ayında külliyye ve misâfirhâne yapımı tamamlandı. Ev misâfirhâne hâline getirildi. Özbekistân - Semerkand Eyâleti Târih Kürsîsi Başkanı Prof. Dr. Kâmil Attayev riyasetinde Özbekistân Arşivlerindeki belgeler de incelenerek kabrin olduğu yer kesinleşince Merhûm Enver Ören Bey buraya bir mezar yaptırdı. Kabir taşını, İslâm harfleriyle, Prof. Dr. Ramazan Ayvallı hoca hazırladı, Özbekistan Kültür Bakanlığı'nın tasdîkinden geçtikten sonra, Şeyh-ul-hattâtîn merhûm Hattât Hâmid Efendiden icâzet almış, rahmetli Cemil Bilgiç bey İstanbul’da hat olarak yazdı ve Semerkand’da mezarın başına dikildi. Daha sonra Özbekistân Cumhurbaşkanı İslâm Kerîmov, türbeyi İhlâs Turizm yetkilisi Cüneyt Tanrıyar beyden istedi. Onlar da Özbek hükümetine devrettiler. Özbek hükümeti 2005 senesinde mezarın biraz ilerisine Özbek mimarî tarzına göre büyük bir türbe yaptırdı. Asıl, hakîkî mezar dışarıda âtıl kaldı. Ev ise, Mahalle Konseyi binası olarak kullanılmaktadır.

Mâtürîdî’nin kız torununun kocası ve bunun oğlu olan âlim iki zât da Cakardize Mezarlığı’nda medfundur. Bu zâtların soyu Eyyüb Sultan hazretlerine ulaşmaktadır. Bunların isimleri; Kadı Ebü'l-Hasan Ali ve ve babası Şeyh Kâdı Hasan’dır. Baba-oğul dedeleri Mâtürîdî hazretlerinin mezarının yakınına defnedilmiştir.

İmâm-ı Azam Ebû Hanife'nin ölümünden yaklaşık doksan sene sonra dünyaya gelen Mâturîdî, ilk tahsiline daha küçük yaşlarda başladı. Muhammed bin Mukâtil Râzî ilk hocalarındandır. Çok başarılı ve gayretli bir talebe olduğu ve iyi bir öğrenim gördü. Zira o, daha öğrenciyken, arkadaşları arasında temayüz etmiş ve hocalarından Ebû Nasr İyâd'ın hayranlığını ve sevgisini kazanmıştır. Engin zekâ ve yüksek anlayışıyla iyi bir tahsil gördükten sonra Ebû Hanife'den gelen itikâd bilgilerini sistemleştirdi.

Mâturîdî'nin hocaları vasıtasıyla İmâm-ı a’zama ulaşan birkaç silsilesi bulunmaktadır. Mâtürîdî’nin hocaları şunlardır: Muhammed bin Mukâtil Râzî, Ebû Nasr-ı İyâd, Ebû Bekr Muhammed bin Yemân Semerkandî, Ebû Bekr Ahmed bin İshâk bin Salih Cürcânî, Nusayr bin Yahya Belhî ve Ebû Bekr Muhammed bin Ahmed bin Recâ Cürcânî’dir.

Ebû Nasr-ı Iyâd kelâm bilgilerini Ebû Bekr-i Cürcânî’den; Ebû Bekr-i Cürcânî, Ebû Süleymân Cürcânî’den; Ebû Süleymân Cürcânî, imâm-ı Ebû Yusuf ve imâm-ı Muhammed Şeybânî’den; bu zâtlar da İmâm-ı a’zam Ebû Hanîfe “rahmetullahi aleyh” öğrendi.

Henüz 19-20 yaşlarında iken hocası Ebû Bekr Ahmed bin İshâk Cürcânî ile birlikte ulemâ reisliğini deruhte eden ve Dâr-ü'l-Cürcâniyye'de ders veren Ebû Nasr-ı İyâd’dın rahle-i tedrisinde tamamladı.

Semerkand’taki “Darü’l-Cürcânîyye” adlı eğitim merkezi, Ebû Hanîfe’nin fikirleri doğrultusunda Semerkand’ta faaliyet gösteren en önemli ilim merkezi, bir ilim yuvasıdır. Mâtürîdî’nin ders verip binlerce talebe yetiştirdiği bir medresedir.

Ebû Mukâtil Semerkandî tarafından hicri III. asırda kurulduğu tahmin edilen bu medrese, daha sonra Ebû Süleyman Cürcânî ve Ebû Bekir Ahmed bin İshak bin Salih Cürcânî tarafından geliştirilmiştir.

Ebû Süleymân Cürcânî, Ebi Abdillah Cürcânî ve Ebû Bekr Ahmed Cürcânî’nin lakaplarına binâen merkezin adı, “Dâr-ü’l-Cürcâniyye” olarak anıldı.

“Dâr-ü’l-Cürcâniyye”nin ilk hocası, Ebû Süleymân Mûsâ bin Süleymân Cürcânî’dir. Dâr-ü’l-Cürcâniyye’nin başına Ebû Süleymân’dan sonra Ebû Bekr Ahmed bin İshâk bin Salih Cürcânî geçmiştir. Ebû Bekr-i Cürcânî’nin ölümünden sonra Dâr-ü’l-Cürcâniyye’nin başına en iyi talebesi, Ebû Nasrı İyâd geçti. Ebû Nasr-ı İyâd’dan sonra Dâr-ül-Cürcâniyye’nin başına onun en çok sevdiği ve en başarılı talebesi Ebû Mansûr Mâtürîdî geçti.

Hanefî mezhebi bu bölgeye imâmı a’zamın talebelerinin büyüklerinden Muhammed bin Hasan Şeybânî’nin öğrencisi Ebû Süleyman Cürcânî’nin arkadaşı olan Ebû Bekr Ahmed bin İshak bin Sabîh Cürcânî vasıtasıyla geldi. Hanefî mezhebinin bölgede kökleşmesini ve bir ölçüde kelamî karakter kazanmasını sağlayan şahıs ise Ebû Bekr-i Cürcânî’nin öğrencisi olan ve nesebi Hazrec kabilesine dayanan Ebû Nasr-ı İyâd’dır.

Ebû’l-Muîn Nesefî der ki: “Hanefî mezhebi, İmâm-ı Mâturîdî’nin hocası Ebû Nasr-ı İyâd’ın büyük gayretleri ile Semerkand’da yerleşti.”

Yetiştirdiği talebelerinden Mâturîdî de kelâm ilminde yükselerek Mâveraünnehir’de Ehl-i sünnet itikâdını yayıp mutezile gibi sapıkları susturdu. Mu'tezile'den başka, Dehriye, Seneviyye ve Karâmita'ya karşı mantıklı ve istikrârlı mücadeleler verdi. Ehl-i Sünnet’in kelâm metodunu sistemli bir şekilde başlatan, akla da ve nakle de lâyık oldukları değeri vererek bu şekilde İslâm itikâdını çıklamaya çalışan da Mâtürîdî olmuştur.

Mâtürîdî’nin ifrat ve tefrite düşen fırkalar arasında uzlaştırıcı ve mutedil bir yöntem takip etmesi, kendisini mezhep birliğine götürdüğü gibi İslâm dünyasında itikâdî ve fikrî istikrarın oluşumuna hem de Sünnî akidenin yerleşmesine ve yayılmasına önemli katkılar sağlamıştır.

Ebû Mansûr Mâturîdî, ilmî kabiliyetini Dâr-ü’l-Cürcâniyye Medresesi’nde göstererek âlimler arasında mümtaz bir mevki elde etti. Ömrünün sonuna kadar pek çok öğrenciye bu merkezde ders okuttu. Burada ve değişik yerlerde verdiği dersler sayesinde ilmî birikim ve tecrübelerini, görüşlerini ve metodunu sonraki asırlara ulaştıracak; İslâmiyet hizmet edecek, çok değerli talebeler yetiştirdi.

İmâm-ı Mâtürîdî'nin bu takva ve salah sahibi hocaları akâid, usûl ve tedrisatta tamamen İmâm Ebû Hanife'nin kitap, risale ve vasiyetlerini tatbik eden kimselerdi. Bu hocaların tamamı, İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe’nin talebelerinden ders almışlardır.

Ebû Nasr-ı İyâd, Mâtürîdî'nin hocası olmasına rağmen, her ikisi de Ebû Bekr Cürcânî'nin derslerine devam ederlerdi.

İmâm-ı Mâtürîdî'nin hocalarından, Ebû Nasr-ı İyâd ile Ebû Bekr Ahmed Cürcânî ve Muhammed bin Mukâtil Râzî’nin hocası, İmâm-ı Ebû Yusuf ve İmâm-ı Muhammed'den okumuş olan Ebû Süleyman Cürcânî'dir. Dolayısıyla Mâtürîdî’nin hocaları, İmâm-ı A’zam’ın rivâyet zincirine dahildirler.

Hanefi mezhebinin dördüncü hattâ üçüncü kuşak âlimlerinden olan Mâtürîdî’yi, Kefevî on dördüncü ketîbede, Ebû Hanife’ye ulaşan silsilelerin üçünde de ona yer vermiştir. Her üç silsilede Mâtürîdî hoca ve talebe açısından aynı tabakada bulunmaktadır.

Mâtürîdî, hem aklî hem de naklî ilimleri böylesine güzel bir ortamda derinlemesine tahsil etmiş, onların temel ilke ve inceliklerine vâkıf olduktan sonra kelâm, fıkıh ve tefsirde önde gelen bir âlim mevkiine yükselmiştir.

Ebû Mansûr Muhammed Mâtüridî, İmâm-ı a’zam Ebû Hanîfe’nin naklen bildirdiği tefsir, fıkıh ve kelâm bilgilerini, kelâm ilminde müctehid olan Ebû Nasr-ı İyâd’dan öğrendi. Diğer aklî ve naklî ilimleri de zamanının âlimlerinden tahsîl etti.

Ebû Mansûr Mâtüridî hazretleri, böylece İmâm-ı a’zam Ebû Hanîfe’nin, Tabiînin ileri gelenlerinden ve Eshâb-ı kirâmdan, onların da Peygamber efendimizden naklen bildirdiği itikâd bilgilerini, yâni Ehl-i sünnet itikâdını nakl edenler vâsıtasıyla topladı. Bu bilgileri çeşitli aklî ve naklî delîllerle isbât etti. Ehl-i sünnet itikâdını, kelâm bilgilerini, kitaplara geçirdi.

Mâtürîdî’nin hayatı boyunca on halife değişmiştir. Bu dönemde Abbâsîler’in merkezî otoritesi oldukça zayıf bir durumdadır. Sınırları bir hayli genişleyen devletin uzak eyaletlerdeki otoritesi kaybolunca, buralarda, şeklen halîfeye bağlı olan devletlerin hüküm sürmeye başlamıştır. çeşitli siyâsî güçlerin ve özellikle Mutezile, Mürcie, Kerrâmiyye, Neccâriyye, Şiâ gibi itikâdî fırkaların birbiriyle mücâdele ettiği bir dönemdir. Zeydiyye gibi bazı Şiî grupları da Mutezile ile birlikte düşünmek gerekir.

Mâtürîdî’nin yaşadığı topraklarda bu dönemde Sâmânîler devleti hüküm sürmektedir. Sâmânîler, bir taraftan Bâtınî ve Karmatî hareketlerle uğraşmak zorunda kalmış, diğer taraftan ise, aynı tarihlerde kurulan Şiî Fatımî devleti ve Büveyhî hanedanlığının siyasî baskısı altında kalmıştır.

Fatımî devletinin ortaya çıkmasıyla, Fatımî dâileri Horasan ve Mâverâünnehir'de Şiî propogandasına hız verdiler. Bunun sonucunda Şiî fikirler bölgede yayılmaya başladı. Şiî Büveyhiler de kendilerine yakın gördükleri Mutezile'yi desteklediler.

O zamanlar Semerkand'ta Mutezile ve Kerramilerin ders okuttukları on yedi tane medrese bulunmaktaydı.

Mutezile, Emevî ve Abbasî halifelerinin bazılarının desteğini de sağladı. Halife Vâsık (841-846) dönemi Mutezilenin en etkin olduğu kadar, bu mezhepten olmayanlara karşı baskı ve zulmün arttığı bir dönem olarak tarihe geçti.

İslâm dünyasının üç ayrı bölgesinde Resûlullah’ın bildirdiği ehl-i sünnet yolunu, Kur'ân ve sünnete uygun bir şekilde selef-i salihîn [Eshâb-ı kirâm, tabi’în ve tebe-i tabi’în] vasıtasıyla gelen İslâm inanç ve itikâdını savunan üç büyük âlim ortaya çıktı. Bunlar;

Ebü'l-Hasen Eş'arî, Irak'da; Ebû Mansur Mâtüridî ise Maveraünnehir'de yıkıcı akımlara karşı fikrî alanda savaş açtılar, çok büyük bir mücadele başlattılar. Kırk yaşına kadar hizmet ettiği ve aralarında bulunduğu Mutezile’den ayrılan Eş'arî; "Mutezilenin akidelerini gene onların silahlarını onlara karşı en tesirli şekilde kullanarak,ortaya koyduğu deliller ile reddetti" ve "akıl ile nakli birleştirerek" sünnî kelâm ilmini sağlamlaştırdı. Bu iki büyük âlimle aynı dönemde yaşayan hanefî mezhebi üçüncü tabaka fıkıh âlimi Cafer Tahavî de, Mısır'da bozuk fırkalarla mücadele etti. Akîde-dü’t-Tahâvîyye kitabında, imâm-ı a’zam Ebû Hanife ve İmâmeyn’nin itikadla ilgili bilgilerini topladı.

Ebû Mansûr Mâtüridî, kendini iyi yetiştirerek çeşitli kitaplar yazmak ve talebe yetiştirmek suretiyle Ehl-i sünnet itikâdını yaydı. Yoldan sapmış olanlarla mücadele ederek, Ehl-i sünnet itikâdını kuvvetlendirdi.

Talebelerinin önde gelenlerinden olan; Hakîm Semerkandî adıyla meşhûr Ebü’l-Kâsım İshâk bin Muhammed, Ali bin Saîd Ebû’l Hasan Rustağfenî, Ebû Muhammed Abdülkerîm bin Mûsâ Pezdevî, Ebülleys-i Semerkandî ismiyle anılan Ebülleys Nasr bin Muhammed bin Ahmed bin İbrâhim Buharî, Ebû Ahmed İyâdî ve Ebû Bekr-i İyâdî gibi ilim ve takvâ yönünden yükselmiş olan büyük âlimler, onun tedris halkasında yetiştiler.

İmâm-ı Mâtürîdî’den sonra da, talebeleri ve talebelerinin talebeleri bu husûsta binlerce kitap yazarak, Peygamberimizin (aleyhisselâm) gösterdiği doğru yol olan Ehl-i sünnet itikâdını, kendilerinden sonraki nesillere bildirdiler.

Ebû Mansûr Mâtürîdî’nin vefatından sonra Rustağfenî, Abdülkerîm Pezdevî ve Ebülleys gibi talebeleri; Ebû Seleme ve İbni Yahyâ gibi talebelerinin öğrencileri Mâtürîdî’nin eserlerini okuttular.

Onlardan sonra da, Ebü’l-Yüsr Pezdevî, Ebü’l-Usr Pezdevî, Ebü’l-Muîn Nesefî, Ömer Nesefî, Seffâr Buhârî, Ebû Hafs Nesefî, Sirâceddîn Ali bin Osman Ûşî, Nureddin Sabûnî, Ebü’l-Berekât Nesefî, Abdullah Nesefî, Ekmelüddîn Bâbertî, Seyyid Şerîf Cürcânî ve İbnü’l-Hümam gibi kelâm âlimleri, başta Mâverâünnehir olmak üzere Türkistan, Kazan, Buhârâ, Afganistan, Pencap, ve Kaşgâr dolaylarında Mâtürîdî mezhebinin yayılmasına katkıda bulunmuşlardır. Mâtürîdiyye ekolünün bu bölgelerde yaşayan müslümanların itikâdda mezhebi hâline gelmesinde, ilmî ve fikrî yapılanmaları üzerinde derin izler bırakmış ve bu suretle Ehl-i sünnet itkâdının yerleşmesinde önemli katkılar sağlamışlardır.

Yaşadığı coğrafî bölge ve zamanın şartlarında, Ehl-i sünnet itikâdını müdâfâa ederek, açık bir şekilde îzâh eden Ebû Mansûr Mâtüridî, müslümanların bu doğru yolda kalmalarına çalıştı.

İmâm-ı a’zam Ebû Hanîfe’nin, El-Fıkh-ul-Ekber, Er-Risâle, El-Fıkh-ul-Ebsat, El-Âlim vel-müteallim ve El-Vasıyye gibi itikâdla ilgili kitâblarda bildirilen itikâd bilgilerini aklî ve naklî delîllerle açıklayarak tasnif etti. Bu eserler, onun takip ettiği akâid ve usulün temelini teşkil eder.

İmâm-ı Mâtürîdî bu eserleri hocalarından okuyup öğrendiği gibi, bunların ötesinde anılan eserlerin muhtevasını kendi bilgileri ile zenginleştirdi. Mâtürîdî, dönemin en iyi hocalarından yetişmekle yetinmemiş, aynı zamanda kendisinden önce yaşamış âlimlerin eserlerini de okuyup dağarcığını zenginleştirmiştir.

Mâtürîdî, Mu'tezile'den başka, Dehriye, Seneviyye ve Karâmita'ya karşı mücadeleler verdi. Ehl-i Sünnet akâidini sistemli bir şekilde anlatarak, akla da ve nakle de lâyık oldukları değeri vererek bu şekilde İslâm inançlarını açıkladı. Kendine has isbât ve ikna metoduyla sapık fırkaların bozuk fikirlerine cevap verip, reddiyeler yazdı. Onların görüş ve eserlerini birer birer çürüttü. Böylece temiz müslümanların sapıklıktan kurtulmalarına vesîle oldu. Ehl-i sünnet kelâmıyla ilgili hususlarda müctehid imâm oldu. Onun bildirdiği bu yola tabî olanlara Mâtüridiyye denildi. Ebû Mansûr Mâtüridî’den sonra da talebeleri, talebelerinin talebeleri bu kıymetli bilgileri, yazdıkları yüzlerce kitapla kendilerinden sonraki nesillere ulaştırdılar.

Mâtürîdî’nin öğrencileri sadece Mâtürîdî’nin fikirlerini öğretmekle kalmamış aynı zamanda hocasının eserlerini ve onun kerametlerini de başkalarına aktarmışlardır.

Nitekim Ebû’l-Yüsr Pezdevî Usûl-ü’d-Dîn adlı eserinde şöyle yazmaktadır: “Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat mezhebi üzere Tevhid ilminde zahid İmâm-ı Ebû Mansûr Mâtürîdî’nin bir kitabını görüp inceledim. Ebû Mansûr Ehl-i Sünnet ve’l-Cemâatin reislerindendi. Şeyh imâm babam, ceddi zâhid şeyh imâm Abdülkerîm bin Mûsâ’dan naklen onun kerametlerini bana hikaye etmiştir. Zirâ bizim ceddimiz ve eshabımızın kitapları ile Şeyh-ul imâm Ebû Mansûr Mâtürîdî’nin Kitâbü’t-Tevhid ve Kitâbü’t-Te’vilât’ının mânalarını iyi öğrenmişlerdi.”

Ebû Nasr-ı İyâd, Mâtürîdî’nin bütün âlimlerince takdir edildiğini ve islâmiyetin doğru anlaşılmasını sağlayan mümtaz kişilerden biri olduğunu; “Kur’ân-ı kerîmin tefsirinde en zor meseleleri açığa kavuşturmuş, dini hurafelerden arındırmış ve helâl harama ait bütün hükümleri en sağlam biçimde ortaya koymuştur” diyerek medhetmiştir.

Ebü'l-Yüsr Pezdevî, Ehlü Sünnet ve'l-Cemâat'ın reislerinden ve keramet sahibi olarak tavsif ettiği Mâturîdî'yi, "Şeyh imâm, zahid Ebû Mansûr Mâturîdî Semerkandî" şeklinde zikretmektedir. Rustağfenî ve İbni Yahya da imâm-ı Mâturîdî'yi aynı şekilde methetmektedirler.

Bunların akabinde Ebû'l-Muin Nesefi olmak üzere, Serahsî, Necmüddin-i Ömer Nesefi, Alâüddin Semerkandî, Sem'ani, Hafızüddin Nesefi, Mergînânî ve Alâeddin Ebû Abdullah Buhârî gibi Hanefi âlimlerin çoğu Mâturîdî'yi, "Şeyh-ü'l-İmâm" (hocaların hocası) şeklinde zikretmişlerdir.

Saffar Buhârî ise Mâturîdî'yi, "Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat imâmlarından İmâm-ı Ebû Mansûr Mâturîdî Semerkandî" olarak tavsif etmiştir.

Ayrıca Necmüddin Nesefî, "kıdvet-ü'l-ferîkayn" (zâhir ve bâtın âlimlerin rehberi) olarak; Alâüddin Semerkandî, "Şeyh-ül-imâm, imâm-üz-zahid reîs-ü Ehl-i's-Sünnet" şeklinde; Hafızüddin Nesefi ise, "Semerkand meşayihinin reisi Şeyh-ül-imâmü'l-imâm ve âlem-ü'l-hüdâ" biçiminde tavsif etmişlerdir.

Kureşî, "Şeyh-ü'l-İslam Ebû Mansûr Mâturîdî" şeklinde, Kefevî ise, "İmâm-ü'l-Hüdâ Sünnet ve Hidayet ehlinin önderi, Sünnet ve Cemaat'in bayraktarı, fitne ve bid’atin kökünü kazıyan, şeyh, imâm”, “akâid âlimlerinin imâmı ve Musahhihu Akâid-ül-Müslimîn (Müslümanların akâidini tashih eden) büyük âlim” şeklinde tavsif ederek Mâturîdî'ye o zamana kadar verilen sıfatların hemen hepsini bir arada toplayan külli bir seslenişde bulunmuştur.

Seyyid Murtazâ ise, tarikat şeyhlerinin ileri gelenlerinden birinin Mâtürîdî hakkında "kendi zamanında Mehdiy-ül-Ümmet (bu ümmetin Mehdi’si) idi" dediğini kaydeder.

Görüldüğü gibi Hanefi âlimlerinin Mâturîdî hakkında sitâyişkâr ifadeleri zaman geçtikçe artarak devam etmiştir.

Ebü’l-Muîn Nesefî ,Şeyh-ü'l-İmâm Mâtürîdî için, “O, bütün hayatı boyunca dini ihya yolunda çok gayret sarf ettiği gibi, hakkı desteklemek uğrunda çalışmış ve dinin hakikatlerini araştırarak bu hakikatler içine yerleştirilen ince, gizli ve derin mânâları ile bunların hikmetlerini ortaya çıkarmak düşüncesiyle meşgul olmuştur” der.

İbni Yahyâ, Cümel-ü usûl-i’d-dîn kitabında, “İmâm-ı Mâturîdî, zamanında ilimde, anlayışta, mezhepleri bilmede ve takva hassasiyetinde yegane idi” demektedir.

İmâm-ı Mâtürîdî çok mütevâzî ve gönül ehli bir zât idi. Bununla ilgili şöyle anlatılır: “Fetvâ sormak üzere biri yanına gelmişti. Eski bir elbise içinde olan Mâtürîdî’yi görünce: Mevlânâ (Efendimiz) nerede? diye sordu. Mâtürîdî: Mevlâmız Allah’tır, diye cevap verdi. Bu kez o kişi: Hâce (Hoca Efendi) nerede? diye sorunca, Mâtürîdî: Hâcemiz Sevgili Peygamber efendimizdir, dedi. O kimse bu kez de: Ebû Mansûr nerede? diye sorunca, Ebû Mansûr bu yaşlı fakirdir” diye cevap verdi.”

Nesefî, Kand adlı eserinde, Rustağfenî'den şöyle bir menkıbe nakleder: "Sâlihlerden biri Mâtürîdî'nin hocası Ebû Nasr-ı İyâd’ı rüyasında gördü; önünde bir gül tabağı ve bir de şeker kamışı (kand) tabağı vardı. Gül tabağını Hakîm Semerkandî’ye, şeker kamışı tabağını da Ebû Mansûr Mâtürîdî’ye verdi. Her ikisi de onun talebelerindendi. Ebû Mansûr’a hakîkat ilmi, Hakîm Semerkandî’ye ise hikmet ilmi ihsan olundu."

Rustağfenî’nin de içinde bulunduğu talebelerine İmâm-ı Muhammed Şeybânî’nin “Mebsût” kitabını okuturken yaklaşık yüz yaşında vefat etti.

İmâm-ı Mâtürîdî buyurdu ki,

“Kalp temizliği; Ku’rân-ı kerîme ve sünnete uymak, bid’atlerden kaçmak ve nefsin kötü arzularından sakınmakla olur.”

“Dünyada dört şey zor bulunur: Birincisi, açgözlü olmayan âlim. İkincisi, uyumlu bir dost. Üçüncüsü, gösterişsiz ibâdet. Dördüncüsü, helâl lokma.”

“Şehitler Allah katında diridir fakat bunu insanlar tarafından idrak edemez.”

“Akıl kendisinin kullanılmasının ihmal edilmesine karşı bir direniş temayülüne sahiptir.”

“Aklın kendisine has bazı zayıflıkları ve afetleri de vardır.”

“Aklın kapasitesi ve niteliği belirli olup, kendisine çizilen sınırı aşamaz.”

“Biz, aklımızın sınırlı olması sebebiyle, Allah’ın delillerindeki hikmetlerin hepsini bilemeyiz. Çünkü Allah’ın fiillerinde hâkim ve adl sıfatı mevcuttur, sözü edilen vasıflarının dışındaki nitelemelerden münezzeh ve beridir. O’nun fiilerinde ya adl ve hikmet veya fadl ve ihsân vasfı vardır.”

“Hiçbir baskı ve cebrin olamayacağı tek bir yer vardır; o da, kalptir.”

“İrâde-i cüz’iyye, başlı başına bir varlık değildir. Dışarda var değildir. Kudret-i ilâhiyye ile ilgisi yokdur. Allahü teâlâ, filân kimsenin günâh işlemek isteyeceğini ezelde biliyordu. O kimse, isteyince, Allahü teâlâ da diler ve yaratır. Günâh hâsıl olur. Kulun irâdesi, Allahü teâlânın kazâsına, takdîrine ve yaratmasına sebeb olmakdadır.”

Mâtürîdî, başta kelâm ilmi olmak üzere, hadîs, fıkıh, tefsir, mezhepler tarihi, cedel, usûl-ü fıkıh, kıraat, tecvid ve diğer ilimlerde, temel kaynak niteliği taşıyan birbirinden kıymetli eserler telif etmiştir.

Eserleri: Hayatını ilme ve Ehl-i sünnet itikâdını yaymaya hasreden ve bu husûsta büyük hizmetler veren Mâtüridî, benzerine rastlanmayacak ölçüde değerli eserler yazmıştır. Îmân üzerinde çok kitâbı vardır. Başlıca eserleri şunlardır:

1. Kitâb-üt-tevhîd: Bu kitapta sapık fırkaların sözlerinin yanlış olduğunu isbât edip, doğru itikâd olan Ehl-i sünnet itikâdını çok mükemmel bir şekilde açıklamıştır. Eser, 1970 senesinde Beyrut’ta yayınlanmıştır.

2. Te’vîlât-ül-Kur’ân: Tefsîre dâir benzeri az bulunan bir eserdir. Semerkandî bu esere büyük bir şerh yazmıştır. Te’vîlâtü Ehl-is-Sünne adıyla da bilinir. Yazma hâlinde birçok kütüphânede mevcuttur.

Tevilat-ul Kur’an için Ebû’l Muin Nesefi şöyle demiştir: ‘‘Pek çok kapalı meseleyi aydınlatan ve Kur’an’ı en iyi şekilde açıklayan bu eserin, bir benzeri yoktur.’’

Katip Çelebi ise; “O, eşi ve benzeri bulunmayan bir kitaptır. Hattâ, kelâm ilminde, kendisinden önce yazılan kitaplardan hiçbiri onun emsali olamaz. Bu kitap, diğerlerinden daha kolay anlaşılır. Bunun içindir ki; Mâtüridî âlimleri bu kitaptan çok istifade etmiştir.”

3. Risalet-ü’n Fi’l-Akaid (el-Akîdet-tü’l-Mâtürîdiyye): Ehl-i sünnet itikâdını anlatmaktadır.

4. Reddü Evâili’l-Edille lil Ka’bi ve Beyanü vehmi’l-Mu’tezile: Mu’tezileyi reddeden ve çürüten bir eserdir.

5. Er-Reddü alâ usûl’il-Karamita: Karamita fırkasını reddeden bir eserdir.

6. Reddü kitâb-ül-imâme li Ba’zir-Revafıza: Eshâb-ı kirama düşman olanları reddeden bir eseridir.

7. Kitâb-ül-makâlât fil-kelâm: Kelâm ilmine dâir bir eseridir.

8. Me’haz-üş-şeriyye: Fıkıh ilmine dâirdir.

9. Kitâb-ül-cedel: Usûl-ü fıkıh ilmine dairdir.

Her müslümânın (itikâdda mezheb)in iki imâmından birine, yani (Mâtürîdî) veyâ (Eş’arî) mezhebine tâbi’ olması lâzımdır. Bu iki imâmdan birini taklîd etmek, insanı bid’at itikâddan kurtarır. Çünkü, (Ehl-i sünnet) âlimleri “rahime-hümullahü teâlâ”, aklın ermediği bilgilerde, yalnız Kur’ân-ı kerîme ve hadîs-i şerîflere uymuşlar, akıllarını yalnız bu ikisinin mânâlarını arayıp bulmakda ve anlamakda kullanmışlardır. Bu mânâları, Eshâb-ı kirâmdan, Onlar, Resûlullahdan öğrenmişlerdir. Bu âlimler de öğrendikleri kıymetli bilgileri kitâblarına yazmışlardır.

Contact

You can use our contact form below for all your requests and wishes. It is important that you fill out our form completely in order to help you.

Instagram'da Takip Edin!

Telif Hakkı 2021 My Beloved Prophet.