Ehl-i sünnetin i’tikâddaki iki imamından biri. İsmi, Ali bin İsmail’dir. Künyesi, Ebü’l-Hasen’dir. Eş'arî nisbesiyle tanınmıştır. Ehl-i sünnet i’tikâdının yayılmasına olan önemli katkılarından dolayı "Nâsırüddin" lakabıyla da anılır. Ehl-i sünnetin iki mezhebinden, Eş’arî mezhebinin imâmıdır. Ebû Mûsel Eş’arî soyundandır. Şeceresi şöyledir: Ebü'I-Hasan Ali bin İsmail bin İshâk bin Sâlim bin İsmail bin Abdullah bin Mûsâ bin Bilâl bin Ebî Bürde bin Ebû Musel-Eş’arî’dir. 260 [m. 873] senesinde Basra’da doğdu. 330 [m. 941]’de Bağdâd’da vefât etti. Basra kapısı ile Kerh arasındaki kabristana defn edildi. [Başka bir rivâyette 266 (m. 879)’da doğdu, 324 (m. 936)’da vefât etti.]

Üvey babası Ebû Cibâî’den okuyup, bunun gibi, mu’tezile âlimi oldu ise de, sonra tevbe etdi. Kelâm âlimlerinden Ebû Bekr Bâkıllânî, ibni Fûrek [Muhammed bin Hasen], Ebû İshak İsferâînî, Ebû İshak Şîrâzî [İbrâhîm bin Alî], İmâm-ı Gazâlî, Ebülfeth Şihristânî [(Milel ve Nihal) kitâbının sâhibi Muhammed bin Abdülkerîm] ve Fahreddîn-i Râzî ve dahâ niceleri Eş’arî oldu. Mezhebi dünyâya yayıldı.

Ebü'l-Hasan, küçük yaşta babasını kaybetti. Babasının vasiyeti üzerine Sünnî bir âlim olan muhaddis Yahyâ bin Zekeriyyâ Sâcî'ye talebe oldu. Annesinin Mu'tezile âlimlerinden Ebû Ali Cübbâî ile evlenmesinden sonra da onun himayesinde yetişti. Üvey babası ve Mûtezile kelâmcılarından olan Ebû Ali Cübbâî'den kelâm kelâm tahsil etti. Onun derslerine devam ederek talebesi oldu. Usûlü’d-dîn ve kelâm dersleri aldı. Cübbai'nin en gözde, hattâ ondan sonra onun yerine geçebilecek tek öğrencisi idi. İmâm-ı Eş’arî, gayet tatlı, açık ve ikna edici konuşurdu. Bu sebeple hocası Cubbai, münâzaralara kendi yerine onu gönderirdi. Kırk yaşına kadar hocası ve üvey babası Cübbâî'nin tesiriyle Mûtezile bozuk yolu üzerinde bulundu. Bu fırkanın meşhurları arasında yer aldı. Yazdığı kitaplarında Mûtezilenin fikirlerini müdâfaa etti.

Kırk yaşından sonra bozuk yolda olduğunu anladı. Tövbe edip 300 (m. 912-13) yılı civarında bir Cum’a günü Basra Câmii'nde Mu'tezile'den ayrılıp Selef-i sâlihinin yoluna intisap ettiğini ve Ehl-i sünnet itikâdını benimsediğini açıkladı. Bundan sonra Bağdad'a giderek hayatının geri kalan kısmını orada geçirdi.

Basra'da dedelerinden Bilâl'in, nesli için vakıf olarak tahsis ettiği bir köyün 17 dirhem tutarındaki geliriyle geçinen Eş'arî oldukça zahidane bir hayat yaşamıştır.

Hayatını Basra ve Bağdat’ta geçiren Eş’arî’nin yaşadığı dönem, Abbasilerin merkezi otorite açısından zayıf, İslam dünyasında siyasî hareketliliğin yoğun, fikri çekişmelerin, bilim ve kültür faaliyetlerinin oldukça hareketli ve zirvede olduğu bir dönemdir.

Abbasi halifelerinden özellikle Me’mun, Mu’tasım ve Vâsık dönemlerinde Mu’tezilî fikirlerin resmi yollarla empoze edildiği, siyasî ve fikri kutuplaşma Mihne dönemi olarak adlandırılmıştır. O dönemde başta Halku’l-Kur’ân (Kur’ân’ın mahlûk olduğu) inancı olmak üzere Mu‘tezile inançları halka zorla kabul ettirilmeye çalışıldı. İktidar tarafından, Ahmed bin Hanbel gibi ashâbü’l-hadîsin ileri gelenleri Kur’ân’ın mahlûk olmadığına inandıkları için tutuklanıp işkenceye maruz bırakıldı. Mu‘tezile’nin bu sapık görüşleri ve bunların zorla kabul ettirilmesi konusundaki siyasî baskılardan iyice usanan halkın tepkisiyle karşılaşmış ve Sünnî kesim arasında toplumsal dayanışmanın oluşmasına zemin hazırlamıştır. Halife Mütevekkil’in başlattığı ılımlı devlet politikası da, İmâm-ı Eş’arî’nin çalışmalarına zemin hazırlamıştır.

İmâm-ı Eş’arî, Hakkın, doğrunun ortaya çıkması için mücadeleyi sever, yazarak ve anlatarak hak uğrunda müdafaadan yılmazdı. Önceden mu’tezile yolu üzere yazdıklarını ve bildirdiklerini iptal etti. Ehl-i sünnet i’tikâdı üzere kitaplar yazıp, dağıttı. Ömrünün sonuna kadar bu doğru i’tikâdın yayılması için uğraştı. Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiklerine tâbi olup Ehl-i sünnetin iki imâmından biri oldu.

Ebû Bekr bin Sırâfî dedi ki: "Allahü teâlâ, uçurumun dibindeki Eş'arî'yi ortaya çıkarıncaya kadar Mutezile mensupları başları dik geziyorlardı.”

Ebü’l-Hasen-i Eş’arî hazretlerinin Ehl-i sünnet mezhebine geçmesi ile, kelâm ilmi, mu’tezilenin elinden kurtulmuş oldu. Onların elinde tehlikeli ve zararlı iken, doğru yolda gidenlere rehber oldu. Onun Ehl-i sünnete geçmesi, Ehl-i sünnet i’tikâdının yayılmasında büyük bir zafer olmuştur. O zaman te’sîrli ve zararlı olan mu’tezile yolu mensûbları, İmâm-ı Eş’arî tarafından susturulmuştur. Onları öyle zorlayıp sıkıştırdı ki, hepsi küçük ve güçsüz karıncalar gibi kaldılar. Daha önce hocası olan mu’tezilenin ileri gelenlerinden Ebû Ali Cübbâî ile yaptığı münâzarada onu mağlub etti. Çok meşhûr olmasına rağmen, Eş’arî’nin karşısında cevap vermekten aciz kaldı.

İmâm-ı Eş’arî’nin bu bozuk yoldan dönmesi şöyle nakledilir: Bir Ramazan-ı şerîf ayının ilk günlerinde rü’yâsında Peygamber efendimizi gördü. Peygamberimiz (aleyhisselâm) ona: “Yâ Ali, benden nakledilen yola yardım eyle” buyurdular. Bu rü’yâdan sonra Ramazan-ı şerîf ayının ortasında, ikinci defa Peygamber efendimizi (aleyhisselâm) rü’yâda görmekle şereflendi. Rü’yâsında, “Sana emrettiğim şey, ne oldu, ne yaptın?” buyurdu. “Benden bildirilen yola, sünnetime yardım et, bu yola uy!” buyurdular. Bu rü’yâdan sonra kelâm ile uğraşmayı terk etti. Üçüncü defa Ramazan-ı şerîfin yirmiyedinci gecesi, Peygamber efendimizi (aleyhisselâm) rü’yâda gördü. “Sana emrettiğim şey ne oldu?” buyurdu. “Kelâm ilmini terkedip, Kur’ân-ı kerîm ve hadîs ilmine sarıldım” dedi. “Benden rivâyet edilen, bildirilen yola, sünnetime yardımcı olmam emrettim” buyurdu. Bunun üzerine İmâm-ı Eş’arî özür dileyip, “Mes’elelerini ve delîllerini öğrenmek için otuz yıl harcadığım yolu (mu’tezileyi), nasıl terk edeyim?” dedi. Peygamber efendimiz (aleyhisselâm) “Allahü teâlâ sana, ilahî yardımı ile yardım eyledi. Bunu yakînen bilmeseydim sana böyle emretmezdim” buyurdu.

İmam-ı Eş’arî bu rü’yâyı da gördükten sonra uyanıp, “Hakdan öte, sapıklıktan başka bir şey yok” diyerek, mu’tezile yolundan dönüp, Ehl-i sünnet i’tikâdına girdi. Bu rü’yâsından sonra onbeş gün evinden çıkmadı. Mes’eleleri derinlemesine inceleyip, gözden geçirdi.

Sonra Basra Câmii’ne gidip, kürsî’ye çıktı. O sırada mu’tezile bozuk yolunun meşhûr ve kuvvetli âlimlerinden sayılan ve böyle bilinen İmâm-ı Eş’arî, kürsüden cemaate şöyle hitâb etti: “Ey insanlar! Beni tanıyanlar kim olduğumu bilirler; tanımayanlara gelince, şimdi kendimi onlara tanıtacağım, ben Ali bin İsmail’im. Çoktan beri size görünmez oldum. Ben daha önce Mu‘tezile sapık fırkasının bir mensubu olarak Kur’ân-ı kerîmin mahlûk olduğunu, Allahü teâlânının âhirette gözle görülmeyeceğini, kulların kötü fiillerinin hâlıkı olduklarını söylüyordum. Ancak şu an Mu‘tezileye ait bu görüşleri reddediyorum ve tövbe ediyorum. Onların utanç verici hatalarını ortaya çıkarmaya karar verdim. Dikkatle düşündüm. İnsafla inceledim. Yanımdaki delîlleri gözden geçirdim. Tercih husûsunda zorlandım. Sonunda Allahü teâlâdan beni hidâyete, doğru yola kavuşturmasını istedim, duâ ettim. Allahü teâlâ beni hidâyete, doğru yola kavuşturdu. Mu’tezile yoluna âit i’tikâdlarımın hepsinden vazgeçip, kurtuldum. Şimdiye kadar inandıklarımı, üzerimden bu elbiseyi çıkarıp attığım gibi bütünüyle atıyorum” dedi. O anda çok neşeli idi. Üzerindeki cübbeyi de çıkarıp atarak, Ehl-i sünnet i’tikâdına girdiğini herkese ilan etti.

Ebû Sehl Su’lukî şöyle anlatır: “Basra’da bir mecliste Ebü’l-Hasen Eş’arî ile mu’tezilîler arasında çetin bir münazara oldu. Mu’tezilîler çok kalabalıktı. Onunla münâzaraya giren herkes yeniliyor, susmak mecbûriyetinde kalıyordu. Öyle oldu ki, o gün artık kimse onun karşısına çıkamadı. İkinci defa böyle bir münâzara için gittiğimizde, mu’tezileden kimse gelmemiş, münâzaraya cesâret edememişlerdi. Bunun üzerine bir zat İmâm-ı Eş’arîye: “Firar ettiler, kaçtılar yaz, kapıya as!” dedi.

İmâm-ı Eş’arî; tefsîr, hadîs ve fıkıh ilmini zamanın meşhûr âlimlerinden olan Zekeriyya bin Yahyâ Sâci’den, Ebû Halife el-Cumhî, Sehl bin Serh, Muhammed bin Ya’kub Mukrî, Abdurrahmân bin Halef Dabî’den öğrenmiştir. Bağdâd’da Câmi-i Mensûr’da Cum’a günleri Ebû İshâk Mervezî’nin hadîs derslerine devam etmiş, kendisi de Ebû İshâk Mervezî’ye kelâm ilmini öğretmiştir. İmâm-ı Eş’arî tasavvuf ilminde de âlim olup evliyâ idi.

Ebû İshâk İsferanî şöyle demiştir: “Benim ilmim, Şeyh Ebü’l-Hasen Bâhilî’nin ilmi yanında, deniz yanında bir damla gibidir. Ebü’l-Hasen Bâhilî’nin de, benim ilmim, Ebü’l-Hasen Eş’arî’nin ilmi yanında, deniz yanındaki bir damla gibidir, dediğini işittim.”

İmâm-ı Eş’arî’nin zamanı, mu’tezile sapık fırkası mensuplarının Ehl-i sünnete çok saldırdığı, hatta zorbalığa baş vurduğu bir döneme rastlamaktadır. Vâlilik, kadılık gibi makamlar, mu’tezile fırkasından olanların elinde bulunuyordu. Böylece bozuk i’tikâdlarını yayıyorlar, insanları saptırıp, imânları ile oynuyorlardı. Bu sırada İmâm-ı Eş’arî’nin gelmesiyle kuvvetlenen Ehl-i sünnet âlimleri, kitablar yazarak onları reddettiler ve bozuk fikirlerini çürüttüler. İmâm-ı Eş’arî ayrıca, mu’tezile fırkasının ileri gelenleri ile çetin münâzaralara girip, onları gayet tatlı, açık ve ikna edici konuşmalarıyla susturdu. Kendisine, neden onların yanlarına, hatta devlet erkanından olanlarının makamına gittiği sorulunca, şöyle cevap vermiştir: “Onlar vâlilik, kadılık gibi makamlarda bulunuyorlar. Kibirleri sebebi ile bize gelmezler. Biz de gitmezsek, hak nasıl ortaya çıkacak? Ehl-i sünneti anlatanların, onu yayıp, hizmet edenlerin bulunduğunu nasıl bilecekler ve nasıl anlayacaklar?”

Tasavvufdan da pay almış olan Ebü’l-Hasen-i Eş’arî (rahmetullahi aleyh), eser yazmak, münâzaralara girmek ve kıymetli talebeler yetiştirmek sûretiyle, Ehl-i sünet i’tikâdının yayılması ve böylece insanların se’âdete kavuşması husûsunda büyük hizmetler yaptı.

Yetiştirdiği talebelerinden bir kısmı şu zâtlardır: Ebû Abdullah Muhammed bin Mücahid Basrî Tâi, Ebü’l-Hasen Bahilî, Bündâr bin Hüseyin Şîrâzî, Ebû Sehl Sulûkî, Ebû Zeyd Mervezi, Ebû Abdullah bin Hafif Şîrâzî, Hâfız Ebû Bekr Cürcanî İsmâilî, Şeyh Ebû Muhammed Taberî Irakî, Ebû Ali Zâhir bin Ahmed Serahsî, Ebû Abdullah Hameveyh Sayrafî Dimyânî’dir. Bunlardan;

Ebû Abdullah Tâî ve Ebü’l-Hasen Bahilî Ebû Bekr Bakıllanî’nin hocasıdır. Bahilî ayrıca, Ebû İshâk İsferanî ve onun hocası olan Ebû Bekr Fûrek’in de hocasıdır. Ebü’l-Hasen Bahilî, önceden İmâmiyye fırkasından iken, Ebü’l-Hasen Eş’arî hazretleri ile yaptığı bir münâzara ve ilmî mübahese sonunda hatasını anlayıp, imâmiyye fırkasını terk edip, Ehl-i sünnet i’tikâdına girdi. İmâm-ı Eş’arî’nin bildirdiği i’tikâdı Basra’da yaydı.

İbn-i Hafîf ise, İmâm-ı Eş’arî’nin en meşhûr talebelerinden olup, Şeyh-i Şîrâziyyîn (Şîrâzlıların şeyhi, üstadı) ismiyle meşhûr olmuştur. İbn-i Hafîf ve diğer meşhûr bir talebesi olan Dimyanî, İmâm-ı Eş’arî’nin münâzara meclislerinde yanında bulunurlardı.

Talebelerinden Ebû Abdullah Hameveyh Sayrafî, uzun müddet İmâm-ı Eş’arî’nin yanında bulunmuştur. Sonra memleketi Şîrâz’a dönüp, orada ders verip, talebe yetiştirmiş; İmâm-ı Eş’arî’nin bildirdiği i’tikâd bilgilerini memleketinde yayılmıştır. Şeyh Ebû Ali Zâhir de, hocası İmâm-ı Eş’arî’den öğrendiği Ehl-i sünnet bilgilerini Horasan’da yaydı. 96 yaşında Sehl'de vefat etti.

Ebü'I-Hasan Bahilî ile İbni Mücahid Tâî'nin yetiştirdiği üç büyük kelâm âlimi olan Kadi Ebû Bekr Bakıllâni, İbni Fürek ve Ebû İshâk İsferanî, Eş'ariliğin gelişimine katkıda bulunmuş ilk âlimlerdir. Bu âlimleri Abdülkahir Bağdadî ve Ebu Bekr Beyhekî gibi üçüncü kuşak âlimler takip etmiştir. Daha sonra İmâmü'l-Harameyn Cüveynî, İmâm-ı Gazâlî, Abdülkerim Şehristânî, Fahreddin Râzî, Kadi Beydâvî, Sa'düddin Taftazânî ve Seyyid Şerif Cürcâni gibi alimler Eş'ariliğin yayılmasında büyük katkıları olmuştur.

Böylece İmâm-ı Eş’arî’nin bildirdiği i’tikâd bilgileri, Ehl-i sünnet mezhebi, doğuda ve batıda yayıldı. Hicrî 300 senesinden itibâren Irak havâlisinde, İran’da yayıldı. Selçuklu devleti hükümdârlarının resmi mezhebi oldu. Daha sonra Atâbekler tarafından müdafaa edilip, Şam ve Bağdâd çevresinde yayıldı. Selahüddîn Eyyûbî Mısır’ı fethedince, orada da yayıldı. Şâfi’î âlimleri, îmân bilgilerini Ebül-Hasen-i Eş’arînin kitâblarından aldılar.

Hayâtının kırk yaşından sonraki kısmını Ehl-i sünnetin müdâfaası ve mûtezileye karşı mücâdeleyle geçiren Ebü’l-Hasen-i Eş’arî 324 m. 936] veya 330 (m. 941)’de Bağdâd’da vefât etti.

Ellibeş kadar kitâbı vardır. Tefsîri yetmiş cilddir. Mu’tezileye, Hâricîlere ve şî’îlere karşı kitâbları vardır. (Kitâb-ül’ulûm)u [1953] de ingilizceye tercüme edilmişdir.

Başlıca eserleri: İmâm-ı Eş’arî’nin eserleri, beş grubta toplanır;

1. Kırk yaşından önce mu’tezile iken yazdığı eserler. Bunları sonradan iptal etmiştir.

2. Felsefecilere, yahudi, hıristiyan ve mecûsilere yazdığı reddiyeler.

3. Hariciye, mu’tezile, şia ve zâhiriyye fırkalarına yazdığı reddiyeler.

4. Makalatlar.

5. Kendisine sorulan suallere cevap olarak yazdığı risaleler ve diğerleri.

Eb’ül-Hasen El-Eş’arî hazretlerinin pekçok eseri vardır. Bunları İbn-i Asakir “Tebyîn isimli eserinde, İbn-i Fûrek’den nakledip, isimlerini yazmıştır. İbn-i Fûrek ise, “Ebul-Hasen; el-Eş’arî (radıyallahü anh), el-Umed (veya el-Gamed) adlı da, kendi eserlerini saydığını bildirmektedir. Bu eserler, onun yanında dersini dinliyenlere söyliyerek yazdırdıkları, çeşitli İslâm memleketlerinden sorulan suallere verdiği cevapları ihtivâ eden, üçyüzyirmi senesine kadar yazdığı kitaplardır. Bundan sonra üçyüzyirmidört senesine kadar da pek çok eser yazmıştır:” demektedir. İbn-i Fûrek ayrıca, Ebü’l-Hasen el-Eş’arî’nin el-Umed adlı eserinde isimlerini bildirdiği eserlerden başka kitaplarını da bildirmektedir.

İmâm-ı Eş’arî, Ehl-i sünnetin i’tikâdda iki imamından biridir. İ’tikâdda diğer imam da, İmâm-ı Mâtüridî’dir. Bu iki büyük âlim, Ehl-i sünnet i’tikâdını yaymış olup, i’tikâdda iki imamdırlar. Ehl-i sünnetin reîsi ise İmâm-ı a’zamdır.

Her müslümanın i’tikâdda mezhebin iki imâmından birine, yâni (Mâtürîdî) veyâ (Eş’arî) mezhebine tâbi’ olması lâzımdır. İtikâdda; hanefî mezhebinin âlimleri Ebû Mensûr Mâtürîdî “rahime-hullahü teâlâ” hazretlerine; mâlikî, şâfi’î ve hanbelî mezheblerinin âlimleri de, Ebül-Hasen Eş’arî “rahime-hullahü teâlâ” hazretlerine tâbi olmuşlardır.

Contact

You can use our contact form below for all your requests and wishes. It is important that you fill out our form completely in order to help you.

Instagram'da Takip Edin!

Telif Hakkı 2021 My Beloved Prophet.